TAM DEĞERLERİME UYGUN BİR HAYAT KURACAĞIM, ÇOCUKLUĞUM AYAKLARIMA DOLANIYOR

İnanç dediğimiz şey; çok içerilere yerleşmiş düşünce. Yıllar önce gelip yerleşmiş, yeterince köklenmiş ve üzerine birçok düşünce inşa etmiş. Düşüncenin kendisini tutup aşağı doğru bir yol izlediğimizde köklere yani inançlara ulaşıyoruz. Şimdi beraber bir düşünceyi ve altında yatan olası inançları, onunla birlikte gelen düşünceleri inceleyeceğiz…

“Bunları zaten herkes biliyordur, yani ben biliyorum çünkü. O yüzden benim yeni bir değer üretmem ortaya bir ürün koymam, kendimde olanı dışarı çıkarmam pek mümkün değil.”

Sadece bu düşünceyi alıp birazcık irdelediğimizde incinmiş bir çocuğun ağzından çıktığını görüyoruz. İncinmiş ve kendine bazı narsistik kabuklar örmüş. Değersizlik inancı da en ön sıradan hoca onu görsün diye çırpınıyor.

“Ben biliyorsam herkes biliyordur zaten . Yani benim kendime herhangi bir değer katmış olmam imkansız. Bir konuda uzmanlaşmış olamam. Ben yetersizim, ne yaparsam yapayım da yetersiz olmaya devam edeceğim. Dünya üzerinde yazılı olan tüm kaynakları yalayıp yutabilirim. Ancak bunu yapmayı bitirdiğim an; “ Yaptığın şey o kadar da önemli değil, bunu herkes yapabilir biliyorsun değil mi ? Hem sen sadece okudun ve anladın, bir de yazmayı dene bakalım ama yapabileceğini hiç sanmıyorum…” diyen o ses beliriveriyor.

Sürekli olarak bu ses ile yaşamak çok zor olduğundan onu bastıracak başka bir ses daha yaratıyorum. Ben aslında herkesten daha iyiyim. Yani “Bunu ben biliyorum o zaman bunu bilmeyen birileri varsa onlar benden de değersiz.. Ben her şeyi bilmek zorundaysam ve diğerlerinin de bildiğini var sayıyorsam, bilmemek benim için kabus, bilmeyen biri ile karşılaştığımda onu yerin dibine kendimden de aşağıda bir yerlere koyuyorum. “ Bu kendimle beraber herkese karşı çok fazla eleştirel yapıyor beni. Aynı zamanda kendimi değersizlik inancından geçici olarak koruyor da. Ben her şeyi biliyorum düşüncesi kalıyor geriye.


Bu düşünce ile birlikte eyleme geçmem gerektiğinde, altta olan diğer düşünce(yetersizim) ile karşılaşacağımdan savunma mekanizması olarak eylemi ertelemeyi seçiyorum. Yapsam en iyisini yaparım oluyor bu. Şu eksik, bu olsa tamam olacak, şunu yaptıktan sonra yapacağım, bu olsun sonra vb…

Burada önemli olan hepsinin birbiri ile iç içe ve bağlantılı olduğunu, aynı zamanda da kendimi korumak için oluşturduğum bir savunma mekanizması olduğunu görmek. Yani bu eleştirel sesi ben dışarıdan duydum ve içselleştirdim, o beni olduğumdan çok daha küçük gösteren hileli bir aynaydı, ancak yalnızca onunla beraber bütün kalabilmem imkansızdı o yüzden yanına beni olduğumdan çok daha büyük olarak gösterecek başka bir ayna koymam gerekiyordu.

Bu yapamamalar, ertelemeler ayağıma dolanmadığı sürece belki bunların hiçbirinin farkına varamam. Ya da sebebini bilmediğim bir takım “iç sıkıntıları” ile hayatımı sürdürebilirim. Bir noktada tüm bunların farkına varmam gerektiğinde iyi haber, bunları ben kendimi savunmak için oluşturdum ve yerine yenilerini koyabilirim.

Burada dikkatli davranmam gereken yer önce olan bitenin işlevini anlamak. Çünkü anlamadan kendimde olanı dışlarsam ve yerine koyacak başka da bir şey inşa etmediysem savunmasız kalırım.

İnançlarımız kendimize dair ya da dünyaya ve diğerlerine dair anlamlandırdığımız hikayelerimizi oluşturur. Bir düşünce gelir ve öyküsel beynimiz derinde yatan inançlarımıza göre ona uygun bir hikaye oluşturur. Biz bunları gerçeklik sanarız.

Gerçekliklerimizi sorgulayabileceğimiz cesareti içimizde bulduğumuz bir hafta dilerim.

Dip not: Eğer sizde burada verilen örneğe benzer şekilde ertelemeler yaşıyorsanız, yapmanız gereken işleri çok küçük parçalara bölebilirsiniz. Böylelikle her seferinde yaptığınız ufak parça ile dopamin salgılayacak ve yapmanız gereken bir iş için daha fazla motivasyon bulabileceksiniz.



22 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör